Hayatın öğrencisi olmak;

İnsanoğlu doğar ve o andan itibaren derdini anlatma, dikkat çekme, insanlarla iletişim kurma ihtiyacı duyar. Tabi ki ağlayarak…

Süreç içinde iletişim kurmaya insana özgü yetenek olan konuşma ile devam eder…

Bir yerden bir yere gitmek için emeklemek zorunda olduğunu anlar, sınırları daralınca da bu hız ona yetmemeye başlar ve kalkma girişimi gösterir, düşe kalka yürür en nihayetinde. Bir süre sonra ise koşmaya başlar…

İşte bu süreç bireyin gelişim sürecidir…

Biz görmeyi bildiğimizde, farkında ve bilinçli yaşadığımızda hayat gösterir; kişisel gelişim yolumuzun önemli virajlarını, düzlüklerini. Lakin dediğim gibi biz görmeyi bildiğimizde, bunun için istekli olduğumuzda, hayattan beklentilerimiz olduğunda görüyoruz; yol kenarında yönümüzü gösteren işaret tabelalarını…

Çocukken tüm algılarımız açıktır, meraklı ve istekliyizdir. Bu yüzden fazla zorlanmadan kişisel gelişim sürecimizi tamamlar, kendimizi mutlu edecek şeylerin peşinden neşeyle koşar ve ulaşmak istediklerimize ulaşırız.

Büyüyünce işler pek de böyle olmuyor öyle değil mi? Peki ne oluyor da hayata adaptasyondaki onca zorluğu küçücük bedenimizle fazla zorlanmadan ya da zorlukları göğüsleyerek yapıyoruz da kocaman insanlar olduğumuzda işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor?

Cevabı aslında çok basit; hayatı hafife alıp, sorunları ciddiye alıyoruz…

Sorunlara odaklanıp onları büyütürken, çözüm üretebileceğimiz, kendimizi geliştirip gerçekleştirebileceğimiz hayatı umursamayıp önemsiz kabul ediyoruz.

Hayatta en değerlimiz olan üç önemli unsurun ciddiyetinin farkında dahi değiliz. Ve ne yazık ki; onlara sahip olmanın kıymetini bilmeden yaşıyoruz. Bunlar neler mi?

Sağlığımız,

Nefesimiz,

Ve zamanımız…

Bu önemli varlıklarımızın kıymetini bilmiyor olmamızın yegâne sebebi de kuşkusuz “bedel ödemeden onlara sahip olmamız, bize bahşedilmiş olmaları”

Sağlığı ile ilgili sorun yaşayan birinin dikkati sağlığına çevrilirken ancak o zaman anlar vücut bütünlüğünün ve sağlıklı olmanın kıymetini.

Nefessiz kalınca anlar insan soluduğu havanın ve ciğerlerinin değerini. Özellikle bu içinden geçtiğimiz Covit 19 sürecinde nicelerimiz acılarla anladı; nefes alabilmenin ne denli kıymetli bir şey olduğunu…

Ve elbette zaman… Özellikle son yıllarda su gibi akıp, ışık hızıyla gözümüzün önünden kaybolurken… Hayat akıp giderken sorgusuz sualsizce, durup bir düşünmek gerekiyor; “bana bahşedilmiş bu zamanın değerini biliyor muyum? Yoksa hunharca harcıyor muyum? Diye…”

En son ne zaman bir çiçeği gözlerini kapatarak mis rayihasını içine çekerek kokladın?

Ya da ne zaman elini kalbine koyup tüm bedenine, sana hizmet eden hücrelerine, damarlarına, organlarına teşekkür edip, şükür ettin?

Peki, en son hangi akşam kendi kendine kalıp günün bilançosunu çıkardın ve günümü nasıl değerlendirdim? Kendim için ve bütünün hayrı için faydalı ne yaptım? Diye sordun?

Eğer tüm bunları “zaten yapıyorum” diyorsan bizimle olduğun için teşekkür ederim…

Ama eğer okurken bir yanın hüzünlenerek eksikliğini hissettiyse kişisel dönüşümünün vakti gelmiş demektir. Yollarımızın kesişmesi an meselesi.

İnsan ancak kendine yatırım yaptığında, kendini fark ettiğinde, kendi için yola çıktığında gelişim ve dönüşümünü gerçekleştirebiliyor.

Konuşmaya, yürümeye, koşmaya başladığı gibi kendini gerçekleştirmeye başlıyor.

Sen yeter ki öğrenmeye, gelişmeye, dönüşmeye niyet et çakraların açık olsun, hayat öğretir ve gösterir tüm ihtiyacın olanları…

Sen yeter ki hayatın öğrencisi ol… Kendine yatırım yapmak için çık yola… İhtiyacın olan yol arkadaşlığı için burada seninle olacağız…

PİAR YÖNETİM KURULU BAŞKANI

KİŞİSEL GELİŞİM-İLETİŞİM UZMANI

PROFESYONEL KOÇ

TUĞBA DALKILIÇ